Buradasınız :
Türkçe
English
Salı, 17.10.2017
Hızlı Bağlantılar




20.04.17 | 15:50 | Zaman: 180 Gün

ERMENİ MESELESİ ÜZERİNE NOTLAR-I

 

Deniz YÜCE*

 

Türkiye aleyhine kullanılan Ermeni sorunu, temeli 1774 Küçük Kaynarca antlaşmasına kadar dayanan bir siyasal süreç olarak görülmez, Osmanlı'nın Batı tarafından paylaşılma sorunu ile ilişkisi kurulmaz, Birinci Dünya Savaşı'ndaki Osmanlı-Rus Savaşı'ndan bağımsız ve Sevr Antlaşması ile Kurtuluş Savaşı dışında düşünülür, bir "soykırım" için gerekli olan "faşist milliyetçiliğin Osmanlı'da gelişip gelişmediği" irdelenmeden ele alınırsa, tabii ortalıkta "soykırım" iddialarından geçilmez.” (₁)

Ermeni sorununun, Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan başlatılması 7. Maddesinden kaynaklanmaktadır. “Osmanlı Devleti, Hristiyan dininin hakkına saygı ve kiliselerini siayet edecek; Rus elçisi her ihtiyaçta kiliselerin korunması yardımcılarının korunması konusunda danışmada bulunabilecektir. Bu danışma, komşu ve dost bir devlet başkanının samimi isteği olarak Osmanlı tarafından kabul olunacaktır”(₂) Bu madde Rusya’yı Hıristiyanların koruyucusu durumuna getirmiştir.

İlerleyen süreçte Rusya’nın bu etkisini Osmanlı Devleti’ni parçalama yönünde kullanması, ardından Eflak ve Boğdan’ı işgal etmesi Avrupa Devletlerini harekete geçirmiş ve Kırım Savaşı sonunda imzalanan Paris Barış Antlaşması ile “müttefiklerimiz” de benzer bir konum elde etmişlerdir. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord J. Russel durumu şöyle açıklamıştır: “1856 Paris Barış Antlaşması, Babıali’nin Hıristiyan tebaası üzerinde bir tek devletin koruyuculuğu yerine beş devletin koruyuculuğunu (collective protectorate) getirmeyi öngörmüştür.(₃)

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Berlin Barış Antlaşmasına şu hüküm konmuştur: Madde 61 – “Osmanlı Devleti, Ermenilerin oturdukları vilayetlerin yerel şartları dolayısıyla muhtaç oldukları ıslahat ve düzenlemeleri yapmayı ve Kürtler ile Çerkezlere karşı Ermenilerin emniyet ve huzurlarını korumayı taahhüt eder…”(₄) Bu madde ile ilk kez Ermeni adı bir antlaşmada geçmiştir.

1887’de Hınçak ve 1890’da Taşnaksutyun örgütleri kurulmuştur. Hınçak partisi, Kumkapı nümayişini, Sasun isyanını, Babıali nümayişini ve Zeytun isyanını üstlenmiştir. Taşnaklar ise; İstanbul Osmanlı Bankası baskınını, 1904 Sasun isyanını, Sultan Abdülhamid’e Yıldız suikastını üstlenmişlerdir.

1893 yılında Dr. Cyrus Hamlin, Hınçak Komitesinin amacını ortaya koymuş, ihtilali savunan bir Ermeniden şu aktarımı yapmıştır: “Bu Hınçak çeteleri, imparatorluğun her tarafında örgütlendiler, Türkleri ve Kürtleri öldürmek ve onların köylerini ateşe vermek, sonra da dağlara çekilmek için fırsat kolluyorlar. Bunu yapınca gazaba gelecek olan Müslümanlar savunmasız Ermenilerin üzerlerine çullanacaklar ve onları barbarca kılıçtan geçirecekler. Bunun üzerine Rusya, insanlık namına ve Hıristiyan uygarlığı adına Anadolu’ya girecektir.” Tasarının dehşet vericiliğine de “Hiç şüphesiz size öyle gelebilir, fakat biz Ermeniler hür olmaya kararlıyız. Avrupa Bulgar dehşetine kulak verdi ve Bulgarlara hürriyet verdi. Milyonlarca kadın ve çocuğun çığlıkları ve kanı ile karışacak olan bizim sesimize de kulak verecektir” cevabını vermiştir. Ermenilerin Rus idaresi yerine Türk idaresini tercih etmeleri konusunda ise; “Evet, bu aptallıkları yüzünden şimdi acı çekeceklerdir” demiştir.

Sadece 29 Eylül – 3 Aralık 1895 tarihleri arasında 25 ayaklanma çıkmıştır. 1890 – 1896 yılları arasında çıkan ayaklanmalarda 13.500 – 20.000 kadar Ermeni ölmüşse de bu sayı yapılan propagandalarda 300.000’e kadar çıkarılmıştır.

İsyanlar durulmaz, 31 Mart (13 Nisan 1909) Ayaklanmasını fırsat bilen Ermeniler, Kilikya Ermeni Devleti’ni kurmak amacıyla Adana’da isyan başlatırlar (14 Nisan 1909). Hemen ertesinde 25 Nisan 1909’da ikinci kez Adana’da ayaklanma başlatılar ancak bastırılır.

Ermeni komitacıları, ihtilali gerçekleştirmek için en uygun zamanının Osmanlının savaşa girdiği dönem olacağını söylüyorlardı. Osmanlının Birinci Dünya Savaşına girmesinden sonra beklenen günün geldiğini düşünerek 15 Nisan 1915’te Van’da yeni bir ayaklanma başlattılar. Buna karşılık da İstanbul’daki Ermeni ihtilalcilerinin ele başları hükümet tarafından tutuklandı.

Soykırımın yıl dönümü olarak anılan tarihte olanlar aslında budur. Tehcir Kanunu Mayıs 1915’te çıkmış ve amacı şu şekilde açıklanmıştır: “Savaş mıntıkasına yakın bölgelerde oturan Ermenilerin bir kısmı ordunun hareketini zorlaştırıcı davranışlarda bulunmakta, halka saldırmakta, asilere yataklık etmektedir. Dolayısıyla, Van, Bitlis, Erzurum vilayetleri ile Adana, Mersin, Kozan, Cebelibereket kazaları, Maraş Mutasarrıflığı, İskenderun, Beylan, Antakya kazalarında yerleşik Ermenilerin yerleri değiştirilecektir. Bunlar Musul ve Zor Mutasarrıflıklarının kuzey kısımlarına, Halep vilayetinin doğu ve güneydoğusuna  nakledileceklerdir.” Tüm Ermenileri kapsamayan bir karar, ayrıca taşınamaz malların bedelleri kendilerine ödenecek, tanışabilir mallar ise kendilerine ulaştırılacaktır.

Resmi verilere bakılacak olursa; 1914 yılındaki Osmanlı nüfusu 18.5 milyon. Bunun 1.3 milyonu Ermeni. Altı vilayetteki Ermeni nüfusu ise 636 bindir.

Tehcirden üç yıl sonra, Fransa Dışişleri Bakanlığı tehcir edilen ve yardıma muhtaç Ermenilerin sayısı hakkında bilgi istiyor. Boghos Nubar Paşa 11 Aralık 1918 yılında cevap yazıyor. Mektupta, tehcir edilenlerin sayısının tahmini 600.000 – 700.000 olduğu, 390.000 kişinin yerine ulaştığı, kalanlardan (yani yaklaşık 300.000 kişiden) ise bilgi alınamadığı vurgulanıyor.

1921 yılında Mustafa Kemal yabancı bir gazetecinin konuyla ilgili sorusu üzerine şunu söylemiştir: 

“…Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.”(₅)

1 Mart 1922 yaptığı konuşmada “Ermeni sorunu denilen ve Ermeni milletinin gerçek olmayan isteklerinden çok, dünya kapitalistlerinin ekonomik yararlarına göre çözülmek istenilen sorun, Kars Antlaşması ile en doğru şekilde çözüme ulaştırılmış oldu. Yüzyıllardan beri dostluk içinde yaşayan iki çalışkan halkın iyi ilişkileri memnuniyetle yeniden kuruldu” demiştir.

İsmet Paşa, Lozan Konferansına giderken kendisine 14 maddelik bir talimat verilmişti bunun ilk maddesi şudur: “Ermeni Yurdu mevzu-u bahs olamaz. Olursa inkıta-ı müzakereyi mucib olur.

Ve son olarak 1932 yılında Türkiye, Milletler Cemiyetine davet edildiğinde Dışişleri Bakanımız şu şekilde cevap vermiştir: “Türkiye Cumhuriyeti devleti bugüne kadar yapmış olduğu iç ve dış hukuk işlemlerinin tümünü Milletler Cemiyeti yasalarına uygun olduğunun kabul edilmesi koşuluyla girer.”(₆)

Bu şartın kabulü ile Türkiye, Milletler Cemiyetine katılmıştır. Katılma konusunda, Azınlıklar Komisyonu eğer “kendi içindeki azınlıklara kötü muamele yapmamıştır” derse başvuru kabul ediliyor. Aksi takdirde başvuru reddediliyor. Daha açık söylemek gerekirse; “soykırımın yalan olduğu” daha o tarihte kabul edilmiş oluyor.

 

(Bilal N. Şimşir’in Ermeni Meselesi kitabı kaynak olarak kullanılmıştır.)

KAYNAKÇA

(1) Emre Kongar / Tarihe Yanlış Bakmak  (http://www.kongar.org/aydinlanma/2005/460_Tarihe_Yanlis_Bakmak.php)

(2) Küçük Kaynarca Antlaşması 7. Maddesi (http://tr.wikisource.org/wiki/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Kaynarca_Antla%C5%9Fmas%C4%B1)

(3) Bilal N. Şimşir / Ermeni Meselesi sf.14

(4) age, sf.20

(5) http://www.hurriyet.com.tr/ataturkten-tarihi-yanit-38726322(Son giriş: 19.04.2017)

(6) http://odatv.com/n.php?n=yasananlara-hic-sasirmadim-cunku...-1804151200(Son giriş: 19.04.2017)

 


* Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Avrasya Araştırmaları Yüksek Lisans Programı.