Buradasınız :
Türkçe
English
Cumartesi, 19.08.2017
Hızlı Bağlantılar




16.02.17 | 19:24 | Zaman: 184 Gün

ENERJİ GÜVENLİĞİ BAĞLAMINDA DOĞU AFRİKA JEOPOLİTİĞİ VE SOMALİ SORUNSALI

 

Sefer Gelen*

Özet

Afrika, 21.yüzyılda uluslararası siyasi aktörlerin en fazla ilgilendiği, üzerinde bir uzlaşıya varamadığı, aynı zamanda da vekalet savaşlarının yürütüldüğü, uluslararası diplomasinin yeni argümanlarla yeniden biçimlendirilmeye çalışılan bir laboratuvar alanı gibi görüldüğü, günümüzün en çok konuşulan kıtalarından biridir. Bir milyarın üzerinde nüfusla 54 ülkenin bulunduğu kıta, nüfusları baz alındığında Asya’dan sonra ikinci konumdadır. Bu bağlamda;  Batılı bakış açısıyla tek tip “Afrikalı” olgusuyla kıtayı anlamaya çalışmak çok sığ bir bakış açısı olmasının yanısıra, çok farklı dil ve dinlerin yaşadığı, genellikle kabilecilik olgusunun, devletlerin ve halklarının hafızasına yerleşmiş olmasının göz ardı edilmesi, mikro düzeyde olaylara yaklaşmak yerine sorunlara daha genelleyici bir tutum sergilemek kıtadaki çözüm bekleyen sorunların çözümünü zorlaştıracak, hatta imkansız hale getirecektir. Hafızamıza yerleşmiş olan “Kara kıta”  sadece tene verilen bir isim olarak kalmamış aynı zamanda da kıtanın kara sömürgecilik geçmişini ifade etmektedir. Buda devletleşememiş Afrika toplumlarının ve bağımsızlıklarını kazanmış Afrika devletlerinin dahi bu geçmişten sıyrılamamış olması, kıtada bütüncül anlamda bir işbirliği ve entegrasyonu engellemekte, bununla birlikte sömürgeci devletlerin kıtadaki çıkar çatışmaları, sorunları daha da derinleştirmektedir.

Anahtar kelimeler: Afrika, Entegrasyon, Dış Politika, Somali, Türk-Afrika İlişikleri, Enerji

Somali Sorunu

Somali sorununun” uluslararası ilişkilerliteratürüne girdiğinden bahsetmek mümkündür. “Somali sorunu” özelinde; sömürgecilik geçmişinden modern devlete geçiş ve devlet mekanizması yeniden inşası içinçabalayan bir küçük ülkenin sosyal ve siyasal anlamda birlik ve bütünlüğünün altüst olmasıdır. Ekonomik ve siyasal sorunların yanında kabilecilikmantığı bu sorunun kaynağını teşkil etmektedir; ayrıca radikal sağ eğilimli gruplarında meseleye eklenmesiyle sorun daha da derinleşmektedir.

Farklı bölgelere ayrılarak, farklı otoriteler tarafından bağımsız bir şekilde yönetilen Somali’de 2012 de yürürlüğe giren yeni anayasa ile ülke federal bir devlet statüsüne getirilmiştir. “Afrika Boynuzu” nun enerji güvenliği bağlamında jeostratejik konumu nedeniyle Doğu Afrika’nın en önemli ülkelerinden biri haline getirmektedir. 1960 yılında İngilizlerden ve İtalyanlardan bağımsızlığını kazanmış olan ülke şuan 9 milyonun üstünde nüfusa sahiptir. 1960 dan 1991 e kadar ülkeyi diktatörlükle yöneten Said Berra’dan sonra Somali iç savaştan kurtulamamıştır.

Başarısız Devlet (Failed State) olarak değerlendirebileceğimiz Somali günümüzde üç farklı grup tarafından yönetilen, üç farklı bölgeden bahsetmek mümkündür; Somaliland, Puntland, Güney ve Orta Somali.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Afrika’da yaşanan “dekonolizasyon” süreci sonrası 1960 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Aden Abdullah ilk Cumhurbaşkanı olurken(1960-1967), (1967-1969) arası Abdürreşid Ali Şermarke görevde bulundu. Ancak Muhammed Said Barre askeri darbeyle yönetimi ele geçirdi ve Abdürreşid Ali Şermarke öldürüldü. SSCB’ nin de desteğiyle ülkeyi Sosyalist görüş çerçevesinde yönetmeye başladı.Said Barre’dan kabileciliğin uluslararası kamuoyu tarafından bitirilmesi beklenirken tam aksi bir politika izleyerek yandaş bazı kabileleri desteklemesi, kabileler arasındaki sorunu daha da derinleştirdi.

Birleşmiş Milletler müdahalesi

Sömürgeci devletler tarafından “cetvelle çizilen” Somali ve Etiyopya arasında sınırlar iki devleti savaşa sürükledi. Somalililerden oluşan Ogaden sınır bölgesi Etiyopya’nın egemenliği altındaydı. Said Barre’nin ayrılıkçı gruplara destek vermesi 1977-78 yıllarında savaşı alevlendirdi. Beklenmedik şekilde SSCB ve Küba’nın Etiyopya’ya destek vermesi, Somali cephesinde şaşkınlığa neden olurken, Said Barre ABD’ye yöneldi. ABD Aden Körfezi nedeniyle Somali’ ye ekonomik ve askeri yardımda bulundu. Fakat Said Barre’ye karşı birleşen muhalefet Birleşik Somali Kongresi(UCS) kurdular.1990 yılına gelindiğinde ülkede iç savaş çıktı. 1991 de de Said Barre ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Somaliland bölgesi uluslararası arenada destek görmemesine rağmen tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti.

Bu muğlak ortamda güçlerini arttıran kabileler birer bölgesel güç gibi hareket etmeye başladılar. Kabile reisleri arasında en güçlü olan Muhammed Farah Aideed, Birleşik Somali Kongresi (USC)’nin başına getirildi. Buna karşılık olarak Said Barre kuvvetleri ülkeyi yakıp yıkarak tarım alanlarını tahrip ettiler.1991-1992 yılları arasında sadece 350 binden fazla insanın açlıktan öldüğü başta BM olmak üzere birçok çevre tarafından kabul edilmektedir.

BM bir karar alarak Somali’ye UNUSOM(Birleşmiş Milletler Somali Operasyonu) Barış Gücünü gönderdi. Buna ilaveten bir de ABD’nin önderliğinde UNITAF(Birleşmiş Milletler Görev Gücü)kuruldu. BM’nin raporlarına göre 37 bin askerin görevli olduğu UNITAF, ülkedeki limanların, havaalanlarının ve gıda dağıtımının güvenliğinden sorumlu idi. Devlet inşası ve bozulan devlet kurumlarının yeniden onarımı için BM raporu doğrultusunda, başına bir Türk General olan Çevik Bir’in getirildiği UNUSOM kuruldu. 1993 yılına gelindiğinde Somali muhalefeti tarafından, ABD ve Afganistan askerlerinin öldürülmesi hem ABD iç kamuoyunda hem de uluslararası alanda tepkilere neden oldu. ABD askerlerini Somali’den çekmesiyle diğer ülkelerde teker teker askerlerini çekti ve Somali’yi kendi kaderiyle baş başa bıraktılar. BM bu başarısız müdahaleyi hanesine yazdırmış oldu.

ABD çekildiği tarihten 7 yıl sonra tekrar Somali’yi gündemine aldı. ABD öncülüğünde Geçici Federal Hükümet kuruldu. ABD’nin öncülüğünde kurulan bu hükümete geçmişte Somalililerin hafızasında kötü izler bırakmış olmasından dolayı büyük bir tepki doğdu. Bunun başını da halktan destek gören İslami Mahkemeler Birliği (İMB)’den geldi. İMB’nin İslami söylemleri Batıyı tedirgin ediyordu. Hatta ABD; İMB’nin El Kaide’nin bir uzantısı olduğunu iddia etmesi Somali’ye müdahalenin kapılarını araladı. ABD ve Etiyopya Geçici Federal Hükümetinde desteğiyle 2006 yılında Somali topraklarını işgal ederek İMB’nin etkinliğini kırdı. İMB’nin silahlı kanadı “Hareketu Şebabul Mücahidin” yani El-Şebab kuruldu.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi ortaya çıkan El-Şebab örgütünün halk tarafından en fazla destek gören “fraksiyon” olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Bu halk desteği El-Şebab’ı en radikal grup haline getirdi. İçerdeki yabancı güçlere karşı halktan destek bulmak için “İslam ve Haçlı işgali” gibi bazı söylemler üreterek aşamalı bir şekilde ülkenin başkentinin de içinde bulunduğu Somali topraklarının birçoğunu 2011 yılına gelindiğinde kontrol altında tutuyordu.

El-Şebab’ın enkinliğini kırmak için özellikle Batı medyasında ve güçlü bir Somali istenmeyen komşu ülkelerde karalama kampanyaları başlatılarak El-Şebab’ın El-Kaideye yakınlığı ve uluslararası yardımların yerine ulaştırılmasında engel teşkil ettiği sık sık zikredildi.

Doğu Afrika Entegrasyonu Mümkün mü?

Devletler açısından giderek hayati önem kazanan enerji; hiç şüphesiz günümüz uluslararası ilişkilerini etkileyen en önemli unsurdur. Bu bağlamda; yalnızca enerji kaynaklarının bulunduğu bölgeler değil aynı zamanda enerjinin nakil yolları da hayati önem kazanmıştır. Gerek enerji kaynaklarına olan yakınlığı gerekse enerji nakil yollarının üzerinde olması bakımından; Süveyş kanalı, Kızıl Deniz, “Afrika boynuzu”  ve Aden körfezi devletler açısından son derece önem kazanmıştır.

“Dekonolizasyon” sürecinde Afrika devletlerinin bağımsızlıklarını kazanmaları ve gerek bölgesel ve gerekse küresel anlamda bir takım ekonomik işbirliği ve entegrasyon hareketlerinin içinde bulunmaya başlamaları farklı kesimlerden farklı tepkiler almaktadır. Her şeye rağmen şu anda kıtanın kuzeyinde; Arap-Mağrip Birliği, Doğu Afrika da hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi(IGAD), Batı Afrika da Batı Afrika için Ekonomik İşbirliği örgütü(ECOWAS), orta Afrika da Orta Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu(CEMAC), Güney Afrika da ise Güney Afrika Kalkınma Topluluğu(SADC) bulunmaktadır.

Doğu Afrika, Hükümetlerarasıcılık(İnter-Governmentalizm) yani devletlerarası bir işbirliği konusunda da oldukça zayıf bir konumdadır. Bölünmüş bir Somali(Somaliland, Puntland, Merkezi Hükümet) bölge devletleri açısından bir koz olarak kullanılmaktadır. Örneğin; Afrika da fiilen bağımsız olan ancak tanınmayan iki devletten biri olan Somaliland(diğeri Batı Sahra) jeopolitik dengeler açısından komşu devletler farklı yaklaşımlar içine girmektedir. Bölgede oldukça etkinliğini artıran Etiyopya ya karşı bir dengeleyici güç olması hasebiyle, Eritre ve bazı Arap devletleri birleşik bir Somali ye olumlu bakarken, Etiyopya ise bölgede Somaliland’ın resmi olarak tanımasa bile gerek ekonomik ilişkilerde gerekse karşılıklı uçuşlarla ve diplomatik bazı girişimlerle Somaliland’a açık destek vermektedir.

Etiyopya’nın denizlere çıkış kapısı olarak gördüğü Cibuti ise bölgedeki ekonomik avantajını kaybetmek istememekle birlikte sorunsuz bir komşunun varlığını kendi güvenliği açısından son derece hayati bulmaktadır.

Sudan ise Mısır ve Libya’nın desteği ile Somali’nin bölünmemesi yolunda ayrılıkçı güçlere karşı gizliden savaş içine girerek, kendi kuzey-güney bölünmesine engel olmak istedi. Ancak 2011 Temmuzun daGüney Sudan bağımsızlığını kazanarak 54. Afrika ülkesi oldu.

Fonksiyonalizm(işlevselcilik) açısından bakıldığında ise gerek küresel çıkar çatışmaları gerekse bölgesel güç olma yolundaki bölgedeki devletlerin güç mücadeleleri bölgesel bütünleşmeyi engellemektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bazı bölgesel girişimler olsa da (Doğu Afrika da hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi(IGAD)) gibi, bunun başarıya ulaşması bakımından bir takım engeller bulunmaktadır. Özellikle bölgedeki Etiyopya,topraklarından gecen Nil nehrinin avantajını barajlar vasıtasıyla elinde bulundurmakta ve bunu Mısır ve Sudan üzerinde siyasi çıkarlar için kullanmaktadır. Buna karşı Mısır ve Sudan istikrarlı bir Somali’nin bölgede Etiyopya’yı dengeleyecek bir unsur olarak gördüklerinden açıktan destek verip hertürlü ayrılıkçı girişimin karşısında durmaktadırlar. Kısacası Doğu Afrika’da güç mücadeleleri açısından Etiyopya ve Kenya’nın etkinliği bulunmaktadır. Ancak Somali ve Sudanın ortak iradesi bu gücü en azından dengede tutabilecektir.

Serbest Ticaret Bölgesi, Gümrük Birliği, Ortak Pazar, Siyasi Birlik Ve İktisadi Birlik gibi entegrasyon aşamalarının başarıya ulaşabilmesi için bu sorunların ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Enerji ve Doğu Afrika

Afrika, yakın geçmişe kadar uluslararası sistemin sırtında bir yük olarak görülürken günümüzde daha çok Afrika kalkınması gibi kavramlarla anılmaya başlamıştır. Bunun en büyük sebebi Kara Kıtanın; gerek işgücü, gerek doğal kaynakları, gerekse enerji nakil yollarının üzerinde olması, gerekse BM gibi uluslararası kuruluşlarda oy hakkı bakımından birçok büyük devletin Afrika devletlerini yanına çekmek istemesidir.

Sömürgecilik geçmişi olan geleneksel devletlerle, henüz kıtayla yeni tanışan devletlerin Afrika bakışı aynı perspektiften değerlendirilemez. Özellikle Fransa, İngiltere, İtalya, ABD gibi geleneksel devletler Afrika ülkelerine hem ekonomik hem siyasal anlamda bakarken, kıtayla yeni tanışan Rusya, Çin, Hindistan gibi devletler ise daha çok ekonomik anlamda ilgilenmektedir. Bunların arasında Türkiye’yi farklı bir kategoride incelemek gerekiyor.

Somali’de Devlet başkanlığına Said Barre geldikten sonra Batı, özelliklede ABD, Doğu Afrika Politikasını Somali üzerinden şekillendirdi. Barre’nin ABD hegemonyası altına girmesiyle Somali petrollerinin yarıdan fazlasını ABD şirketleri olan Conoco, Amoco, Chevron, Philips gibi şirketlere verdi. Said Barre’nin yönetimden uzaklaştırılması ile ABD’nin yaşadığı iki senelik bir boşluktan sonra ABD’nin önderliğindeki 24’ten fazla devlet “umut operasyonu” olarak isimlendirilen harekatla Somali’ye girdi. Bu operasyonun başarısız olması ABD’nin o dönemdeki başkanı Bill Clinton tarafından başarısızlığı kabul ederek askerlerini çekti.

Bu çekilmeden sonra taktik değişikliğe giden ABD Somali merkezli politikasını Afrika boynuzunun tamamına yayarak Etiyopya ve Cibuti de askeri üsler inşa etti. Özellikle Cibuti’deki hava üssü ABD’nin en gizli ve en stratejik üssü olarak bilinmektedir. ABD’nin Ortadoğu’daki gelişmeleri kontrol altında tutmak, Hint Okyanusuna açılan bu stratejik bölgeyi tamamen hakimiyet alanına dahil etmek ve Arap yarımadasına yakınlığı ile bu bölgeye hayati önem vermektedir. Bu bağlamda Cibuti ABD’nin Ortadoğu, Afrika ve Akdeniz’i kapsayan geniş bölgesel stratejilerinin görünen yüzüdür.

İngiltere ise bağımsızlığını verdikten sonra Somali ile uzun yıllar sıkı ilişki geliştirmekten kaçınmıştır. Ancak özellikle 2010’dan sonra tekrar OrtaDoğu ve Afrika’da tekrar etkinliğini arttırmak için bir takım girişimlerde bulundu. Somali merkezi hükümetinin yanında özellikle Somaliland’la da yakından ilgilenmeye başladı. Büyükelçiliğe denk bir ofisinin bulunduğu bilinmektedir.

Fransa ise şu anda AB ülkeleri arasında Afrika’ya en fazla ürün ihraç eden ülke konumunda olup, bu konumunu korumak için çeşitli adımlar atmaktadır. Fransa daha çok eski sömürgelerine önem vermekte ve onlar üzerinde siyasi baskısını korumak istemektedir.

Bilindiği üzere Çin Somali’de ilk temsilciliğini 1960 yılında açmıştır. Aşamalı olarak iniş çıkışlar yaşayan Çin-Afrika ilişkileri 2002 yılından sonra yapılan ticari anlaşmalarla adeta çarpan etkisi yapmıştır. Artan enerji bağımlılığını açısından Doğu Afrika’nın hayati öneme sahip olduğunu anlaması Doğu Afrika ülkelerine doğrudan ya da dolaylı yardımlar yapmaktadır. Çin, Tanzanya ve Etiyopya’nın yanısıra özellikle Somali’ye 13 Ekim 2011 de 20 milyon doları aşkın yardım yapmıştır.

Doğu Afrika’da keşfedilen zengin petrol ve doğal gaz yatakları hem Batılı devletleri hem de Çin’in bu bölgeye ilgisini arttırmaktadır. Tanzanya’nın Doğusu, Mozambik, Hint Okyanusunun Doğu Afrika’ya bakan kısımlarında büyük doğalgaz rezervleri, Kenya’da Turkana Gölü çevresinde keşfedilen petrol yatakları, Uganda’da bulunan zengin petrol yatakları Doğu Afrika’nın uluslararası alanlarda ön plana çıkmasına neden olmuştur.

Türkiye’nin Doğu Afrika Politikası Somali Üzerinden Nasıl Okunmalı

Afrika Türkiye ilişkileri; 1998 yılında siyasi, kültürel ve ekonomik anlamda, Afrika Açılım Planı çerçevesinde o tarihte temeli atılmış olsa da 2002 yılından sonra uygulamaya konulmuştur. 2002 yılına kadar 7 elçilik olmasının yanında, bugün kıtada 39 elçilik bulunmaktadır. Bu kapsamda hızlandırılmış olan ilişkiler 2005 yılının “Afrika yılı” ilan edilmesiyle kıtadaki ülkelerle ilişkiler ivme kazanmıştır.

Ankara 2011 yılında kuraklık, açlık ve iç çatışmalarla gündeme gelen Somali’ de uluslararası toplumun kayıtsız yaklaşımının aksine “inşacı bir aktör” olarak ortaya çıkması, bazı çevrelerce yadırgansa da orta ve ileri vadede Afrika politikasını anlamlandırmıştır. Ankara; Somali’yi kendisi için uzun yıllar geç kalınmış Afrika ilişkilerinin telafisi bağlamın bir başlangıç noktası olarak görmüş Somali’de, Acil insani yardım, kalkınma yardımı, güvenlik, devlet inşası, iç barışa katkı: Barış görüşmeleri, iç barışa uluslararası destek sağlama çabası, sosyal ve toplumsal yeniden yapılanma gibi daha yapıcı faaliyetlerle sahada aktif rol alırken, Batılı devletlerin oryantalist ve sömürgeci mantığından uzak durması, Afrikalının gözünde Türkiye’yi diğer beyazlardan farklı olarak konumlandırmış, bununla birlikte Ankara’nın karar vericilerinin “karşılıklı çıkara dayalı kazan-kazan” söylemleri bir güven inşasına katkı sağlamıştır. Elbette bunun yanı sıra Türkiye’nin sahada TİKA,AFAD,YTB,Diyanet,Kızılay başta olmak üzere gerek devlet kurumları gerekse STK’lar aracılığıyla yürüttüğü faaliyetler bizzat Somali halkının Türkiye’yi tanıması sağlanmıştır. Somali’deki tarafların Türkiye’ye bakışı açısından aşağıdaki tablo somut bir örnektir.

                               ANKARA BİLDİRİSİ

13 NİSAN 2013

20-21 Haziran 2012 tarihinde gerçekleştirilen Chevening House (İngiltere) toplantısı ve 28 Haziran 2012 Dubai’de gerçekleştirilen toplantının ardından, Somali Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmut ve Somaliland Cumhurbaşkanı Ahmet Silanyo 11-13 Nisan 2013 tarihinde Ankara’da biraraya geldi.

İki tarafın isteği doğrultusunda, Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlendi.

İki taraf:

Diyaloğun sürdürülmesine yönelik taahhüt

Chevening House Deklarasyonu ve Dubai Bildirisini imzalama

Diyaloğun Somali Federal Hükümeti ve Somaliland Hükümeti arasında olduğunu ve Uluslararası toplum sadece gerektiğinde süreci kolaylaştırması gerektiği

Somaliland’a yönelik uluslararası yardım ve kalkınma desteğinin kolaylaştırılması ve desteklenmesi konusunda mutabık kalınması

Terörizm, aşırıcılık, korsanlık, yasadışı balıkçılık, zararlı atık, deniz suçları ve ağır suçlarla mücadelede istihbarat paylaşımı ve uzmanların yetiştirilmesinde karşılıklı işbirliği

Tarihi kararlaştırmak için 90 gün içerisinde tekrar İstanbulda toplanılması konusunda mutabık kalmışlardır.

Ankara Bildirisinin tam metni için bkz; http://www.tccb.gov.tr/haberler/170/85760/somali-ve-somaliland-arasındaki-sorunların-çözümüne-türkiye-katkısı.html

O dönemde ve sonrasında Türkiye’nin yürüttüğü aktif politika Batıda rahatsızlığa yol açmış, Türkiye’nin adımları anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Afrika da meşruiyet sorunu yaşamayan Fransa, İngiltere, ABD, İtalya gibi ülkeler Türkiye ile bu anlamda bir komşuluk ilişkisine sıcak bakmamaktadırlar. Bunu destekler nitelikte Batı medyasında ve akademik çevrelerde Türkiye’yi Somali konusunda “failed state” olarak uluslararası kamuoyuna tanıtmaktadırlar.

2008 yılında düzenlenen ve ilk olması nedeniyle önemli bir yeri olan ve hemen hemen bütün Afrika ülkelerinin katıldığı Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesinde dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Türkiye’nin yeni Dış Politika vizyonunda Afrika’nın yerinin ayrı olduğunu ve elçilik sayısının arttırılacağını dile getirmiştir. O süreçten günümüze kadar olan zaman zarfında Türkiye’nin Afrikalı ortakları ile karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi yanında, Türkiye’nin ileri vadede Afrika ekonomisi ve Afrika siyaseti için bir güç temerküzü oluşturmayı amaçladığı açık şekilde görülmektedir.

Türkiye’nin diğer devletlerden farklı olarak yaptığı en önemli durum, uyguladığı politikalarla insanların hayatına ve dolayısıyla toplumun inşasına direk katkı yapmasıdır. İlerde Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında diplomatik, ekonomik ve sosyal anlamda bir köprü olması beklenen Afrikalı öğrencilerin Türkiye’de ki sayıları aşağıda ki tabloda gösterilmiştir.

              1999-2015 Yılları Arası Afrika ülkelerinden Gelen Burslu Öğrenci Sayısı

Somali:                       494

Mısır:                        236

Fas:                           196

Etiyopya:                   161

Tunus:                       144

Gana:                        142

Uganda:     114

D.K.C:                      108

Kenya:                      108

Gine:                        105

Tüm Afrika Toplam:3581

Kaynak: YTB Türkiye Bursları Verilerinden Derlenmiştir.

Türkiye’nin Somali’ye her alanda verdiği destek ülkede faaliyet gösteren El-Şebab tarafından rahatsızlıkla karşılanmış, Ekim 2011 de Türkiye’nin verdiği eğitim burslarını bekleyen 70 öğrencinin ölümüne neden olan kamu binalarına saldırmıştır. Yine 27 Temmuz 2013 te Mogadişu’da Türk Büyük Elçiliğinin yanında intihar saldırısı düzenlemiş, bu saldırılar çoğu uluslararası otoriteler tarafından Türkiye’ye verilen diplomatik bir mesaj olarak algılanmıştır.

Bu kışkırtıcı tutuma rağmen Türkiye desteğine devam etmiş Somali asker ve polis teşkilatının yeniden imarı için ilk etapta 20 milyon dolarlık bütçe ayırarak, 100 kişilik astsubay okulu kurmak ve kara deniz ve hava kuvvetlerinde eğitim verilmesi için birçok çalışma yapılmaktadır. Yine EGM tarafında Türkiye’ye getirilen bir grup polis, Polis Akademisinde eğitildikten sonra ülkelerine gönderilmiş, Somali polisi için üniforma tasarımı EGM tarafından dizaynıyapılmıştır.

Ayrıca şu anda Somali’de; TİKA, Kızılay, Diyanet İşleri Başkanlığı, İBB, Devlet Su İşleri, Devlet Hava Meydanları, Sağlık Bakanlığı, YTB, Anadolu Ajansı, İHH gibi gerek devlet kurumu gerek STK’lar aracılığı ile tam bir devlet inşasına katkı yapmaktadır.

Sonuç

Enerji, günümüz uluslararası ilişkilerine yön veren en önemli unsur haline gelmiştir. Özellikle enerji rezervlerine sahip ülkeler ile enerji kaynaklarına yakın ve enerji nakil yollarının üzerindeki ülkeler uluslararası toplumun ilgisini çekmektedir.

Özellikle geleneksel sömürgeci bir devlet olan İngiltere tekrar gözünü bu coğrafyaya çevirerek devasa fırsatlar barındıran Doğu Afrika petrol ve gaz endüstrisinin gelişimi için bilgi ve deneyimin arttırılması çalışmaları yürütmektedir. İngiliz Yüksek Komiseri Nic Hailey, 4. Doğu Afrika Petrol ve Gaz Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, Doğu Afrika petrol ve gaz sektörünün büyümesine yardımcı olacak bilgi, birikim ve yatırım sağlamak amacıyla İngiliz organizasyonlarının çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

Doğu Afrika'nın hidrokarbon üretiminde dünya standartlarında büyük bir oyuncu olarak pozisyonunu sağlamlaştırdığını kaydeden Hailey, İngiltere'nin Kuzey Denizi petrol ve gaz alanında 50 yıldan fazla deneyime sahip olduğunu ve bu konuda oldukça önemli şirketlere sahip olduğunu ve bu anlamda bu bölgeye yardım konusunda oldukça avantajlı konumda olduğunu söyledi.

Hailey, Aberdeen Üniversitesi'nin Dar-es Salaam Üniversitesi ile 2015 yılında işbirliği yaparak, Tanzanya'nın petrol ve gaz sektörü için 2 milyon Dolarlık yerel insan kaynağı yetiştirmek için çalışmalar yürüttüğünü ve aynı zamanda İngiliz şirketlerin de okul programları ile bölgede eğitime yatırım yaptıklarını kaydetti. Yine, Tullow Group'un eğitim çalışmalarıyla Kenya'nın enerji sektörü için nitelikli insan yetiştirildiğini, BG Group'un da benzer bir programla Tanzanya'da çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

Almanya'nın desteğiyle İngiliz devletinin düzenlediği Afrika Petrol ve Gaz Deneyim Programı ile yerel işgücü istihdamını arttırmayı amaçladıklarını kaydeden Hailey, Kenya, Uganda, Tanzanya ve Mozambik üzerinde yoğunlaşan beş yıllık program ile 32 bin yerel insana iş imkanı sağlanmasının beklendiğini kaydetti.

Bir cazibe merkezi haline gelen Doğu Afrika ülkeleri “uluslararası toplumun enerjiye olan ilgisinden maksimum fayda sağlama” yoluna gitmeli ve o yönlü politikalar yürütmelidirler.

Kaynakça 

AFAD2013 Yılı Faaliyet Raporu

Ataöv,Türkkaya, “Afrika Ulusal Kurtuluş Mücadaleleri” Ankara Ajans-Türk Matbacılık Sanayi

Özkan, Mehmet, “Doğu Afrika Jeopolitiği ve Türkiye’nin Somali Politikası”  SETA Yayınları Cilt 1 s 11-37

Özkan, Mehmet, “Doğu Afrika Jeopolitiği ve Türkiye’nin Somali Politikası”  SETA Yayınları Cilt 1 s 85-93

Bir, Çevik, “Somali’ye bir umut” İstanbul: Sabah Yayınları, 1999

Davutoğlu,Ahmet, 2013 Yılına Girerken Dış Politikamız, Ankara, Dışişleri Bakanlığı,2012

“Somali’de Türk İzleri Artıyor”,Sabah,6 Şubat,2013

KDK’nın http://kdk.gov.tr/haber-2-yıl-sonra-somali/285 adresinde yer alan “iki yıl sonra Somali Belgeseli” başlıklı habere bkz.

http://www.enerjigunlugu.net/icerik/20578/ingiltere-dogu-afrika-enerji-piyasasina-yatirim-yapiyor.html

Projeler için http://www.kdk.gov.tr/haber/bekir-bozdağ-ve-cevdet-yılmaz-somali-ve-sıdani-ziyaret-etti/ 226

“Somali’de Türk elçilik çalışanlarına bombalı saldırı”, Hürriyet,28 Temmuz 2013

Mensur Akgün “Somali’de Yeni bir devlet inşa ediyoruz, ”Star 22 Aralık 2012

“TSK Somali askerini eğitecek” Timetürk, 4 Aralik 2013

Ankara Bildirisinin tam metni için bkz; http://www.tccb.gov.tr/haberler/170/85760/somali-ve-somaliland-arasındaki-sorunların-çözümüne-türkiye-katkısı.html