Buradasınız :
Türkçe
English
Pazartesi, 18.12.2017
Hızlı Bağlantılar




20.03.17 | 22:05 | Zaman: 272 Gün

MEDYADA, MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE VE SAVAŞLARDA KAMUOYU OLUŞUMU

 

İbrahim Halil Kurt

Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü 4. Sınıf

GİRİŞ

Makalede bir sorun üzerine halkın kanaatlerinin toplandığı ve değerlendirilmesiyle oluşturulan kamuoyunun; medyada, milli mücadele döneminde ve savaşlarda oluşumu incelenmiştir. Büyük bir güç olan medyanın, kitleleri bir anda harekete geçirerek kamuoyu oluşturması, kitle iletişim araçlarının tabana yayılması ile yaygın hale gelerek kolaylaşmıştır fakat bununla beraber bir takım riskleri de beraberinde getirmiştir. Medyanın kamuoyu oluşturmadaki rolünü tekrardan gördüğümüz Arap Baharı ve Türkiye’de yaşanılan gezi parkı olayını örnek verebiliriz.

Milli Mücadele döneminde ise milletin varoluş mücadelesi içerisindeyken, özgüveninin tekrar kazanılmasında mitinglerin işlevi büyüktür. Mustafa Kemalin Samsunda başlattığı ve daha sonra kitlesel boyutlara ulaştığı bu varoluş mücadelesinin ilk aşamasında mitingler kullanılmıştır. İstanbul’da, İzmir’de, Denizli’de, Erzurum’da ve birçok kentte gerçekleştirilen mitinglerle, Halide Edip, Mehmet Emin, Fahrettin Bey ve birçok kişi, Anadolu halkını aydınlatmak, onların toparlanmasını sağlayarak özgüvenin yeniden kazanılması için çalışılmıştır. Atatürk yurt gezilerinde halkın desteğini alarak önce birliği ve beraberliği sağlamaya çalışmıştır. O nedenle ilk yurt gezileri kamuoyu oluşturmak için olmuştur. Bu gezilerde önemli mesajlar vermiştir. Halkın içine girip genel ortamı anlamaya çalışmıştır. İlk olarak halkı gözlemleyip sonra yenilikleri oluşturmak için kamuoyu oluşturma gerektiğini düşünen Atatürk birçok kente geziler düzenlemiştir.

Savaşlarda kamuoyu oluşumunda ise medyanın ve özellikle televizyonun kamuoyunu etkileme ve oluşturma gücünü örnek verilen Vietnam Savaşında göstermiştir ve savaşı tanımayan halkları, kendi oluşturdukları kamuoyu ile aldatarak ülkelerini bataklıklara saplanmışlardır. Ayrıca bu savaş ortamında medyanın sesi kısılarak gerçekleri değil, yönetimlerin kendi istedikleri gösterilmiştir. İnsanlar daha sonra savaşta kan ve gözyaşını gördüklerinde savaştan soğumuştur ve savaş konusunda kamuoyunun desteği gün geçtikçe azalmıştır.

KAMUOYU

Kamuoyu çok çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğü kamuoyunu, ”bir sorun üzerine halkın düşüncesi kanısı” olarak ele almaktadır.[1] Genel olarak bir konu hakkında halkın genel kanaat ve düşünceleridir. Hayatın belirli zamanlarında, belirli problemlerin oluşumu ve bu problemlerin çözümüne ilişkin, yaygın düşünceyi anlatan bir kavramdır. Daha dar ve sosyolojik anlamda terim,  kamuyu ilgilendiren bir konuda halkın kanaatlerinin toplanması ve bunların örnekleme tekniğiyle istatistiklerinin yapılmasına işaret eder.[2] Kamuoyu, belli bir zamanda, belli bir tartışmalı sorun karşısında, bu sorunla ilgilenen kişiler grubuna veya gruplarına hâkim olan kanaattir.[3] Kamuoyunun belirlenmesinde rol oynayan önemli hususlardan birinin çoğunluk unsuru olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bazı hallerde bu önemli unsurdan daha ağır basan faktör etkinlik unsurudur. Bir toplumda farklı görüşlerin var olup, bu düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmeleri kamuoyunun oluşumunu güçlendirir. Siyasal sistemi ne olursa olsun, hemen her toplumda iktidarı elinde bulunduranlar, aldıkları kararlar, uyguladıkları politikalar konusunda yönetilenlerin düşünce ve kanaatlerini bilmek isterler. Zaten demokrasilerde sağlıklı bir kamuoyu oluşturulması devlet-yurttaş arasındaki bilgi akışının sağlanmasıyla mümkün olabilir.[4] Kamuoyunun gündelik dildeki anlamıyla teknik anlamında büyük farklılık vardır. Günlük konuşma dilinde kamuoyu denilince, “tüm halkın veya en azından halk çoğunluğunun adeta doğuştan sahip oldukları ve görülmeyen bir gücün dürtüsü ile eriştikleri, ‘doğru yolu bilen’ ve hükümeti her an denetlemek için bekleyen toplu bir kanaati” anlaşılır. Oysa çağdaş teknik anlamda kamuoyu , “tartışmalı bir kamu sorunu hakkında görüşlerini duyuran, ifade eden bireylerin ve grupların kanaatleridir: bunlar genel nüfusa oranla çoğunluk da olabilir, azınlıkta da kalabilir.”[5] Kamuoyunda konuya duyulan ilginin derecesiyle etkili olup olamayacağını gözlemleyebiliriz. Örneğin iç politika, bireye daha yakın ve anlaşılır olduğu için ilgileri fazla, bilgilerinin dışında kendisinden uzakta olan dış politikadan daha fazla etkiler. Bir savaş olmadıkça, toplumun dış politikaya ilgisiz kaldığı bilinmektedir. Fakat günümüzde kamuoyu dış politikada da önemli bir unsur haline gelmiştir. Kamuoyuna ilgi her geçen gün artmakta ve kamuoyunun öneminin artmasının sebeplerini; demokrasinin gelişmesi ve siyasal katılımın yaygınlaşmasına, eğitim düzeyinin artmasına, ulaştırma ve haberleşme imkânlarının gelişmesine, tüketim toplumunun yaygınlaşmasına ve kamu yönetiminde halk desteğinin öneminin anlaşılmasına bağlayabiliriz.                                                                                                                                                             

KAMUOYU OLUŞUMU

Kamuoyunun oluşumu genellikle üç tabanlı bir piramide benzetilir. Piramidin alt ve en geniş kısmında halk yer alır. Pasif bir özelliğe sahiptir ve sorunlar karşısında ilgileri düşüktür. Piramidin orta tabakasında aktif halk grubu bulunur. Politikaların oluşumu sürecine ilgi duyar ve bu sürece katılır. Piramidin tepesinde ise kamuoyu yaratıcıları bulunur. Çok küçük bir grubu temsil eder.

Kamuoyunun oluşmasında birçok etken rol oynar. Örneğin aile, arkadaş grupları, okul, baskı gruplarının kamuoyu oluşumunda büyük etkisi vardır. Ailede siyasal kimliğimizin büyük ölçüde belirlendiği ve ilk çevremiz olan ailemiz, ailenin öneminin azalması ve arkadaş grubunun öneminin artması, sonrasında okullarda gördüğümüz eğitim önemli bir unsurdur. Eğitimde somut bir örnek olarak Nazi Almanya’sında büyük değişiklikler olmuştur. Ayrıca kültür, din, dil, ideoloji, nüfus, siyasi ortam kamuoyu oluşumunda çevresel unsurlardır. Kamuoyunu biçimlendiren ve hareket gösteren en önemli unsur olarak basın gösterilebilir. Örneğin 1915’te Fransa’da kamuoyu hareketini doğuran en önemli etmen basındı.

Gazeteler insanlara ne düşüneceklerini göstermede fazla başarılı olamasalar bile, ne hakkında düşüneceklerini göstermede çok başarılı olmaktadırlar.[6]

KAMUOYU YOKLAMASI

Kamuoyu araştırması veya yoklaması: Kamuoyunu temsil etmek üzere seçilen bir örnek grubunu oluşturan bireylerle görüşülerek belirli bir ya da birkaç konu hakkındaki kamuoyunun ilgi, eğilim, görüş ve kanaatlerini ya da kimi zaman tutum ve davranışlarını saptamak amacıyla yapılan araştırmadır.[7] Amacı ise toplumun sosyal, kültürel veya siyasal konulardaki düşünceleriyle ilgili bilgiler elde ederek bu bilgileri ilan etmektir. Yapılmak istenilene göre kısıtlı bir kitleye yönelik olarak olabileceği gibi geniş bir kitleye yönelik de olabilir. Kamuoyu yoklamalarının en önemli işlevi halkın nabzını ölçmektir.[8] Liderlerin kamuoyunun kanaatlerini bilmelerinde fayda vardır ki iyi bir siyasi, sosyal ve ekonomik kararların alınabilmesi için bu bir gerekliliktir.

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ VE MEDYANIN KAMUOYU OLUŞUMUNA ETKİSİ

Günümüzde kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ile birlikte, bilgi kaynağı çeşitliliği ve bu bilgilerin çok kolay bir şekilde aktarımı sağlanmış ve son dönemlerde Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin ortaya çıkıp yaygınlaşması, iletişim biçimini ve sürecinin yapısal bir değişime uğraması sonucunu doğurdu. Bu durum bilgi alışverişini kolaylaştırdı fakat diğer yönden bakıldığında art niyetli kişilerin elinde bireyler ve toplum için bir tehlikeye dönüşme riski taşımaktadır.         

Bugün medya kendi özelliklerinin bir gereği olarak üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir ya da en azından getirmesi kendisinden beklenir durumdadır. Buna bağlı olarak demokratik, özgürlükçü bir hukuk devletinde kamusal alanda görev yapan medyadan beklenen, bu alanı ortak payda ya da paydalar altında toplayacak olan ve kamunun ortak konusu haline gelmiş soruları ele alıp incelemesi; gerektiğinde ise, bu konularda bir konsensüsün sağlanmasıdır.[9]

Medya bugün yasama, yürütme, yargı üçlemesinden sonra dördüncü güç olarak adlandırılmaktadır. Fakat bu üçleme dışında hareket etmesi beklenen medya, gerçekten bunu yapıyor mu, eğer yapmıyorsa bunun sebepleri ve sonuçları nelerdir? İşte bu temel soru ve cevaplar, medyanın toplumdaki yerini göstermektedir. Bugün medya tartışılmaz biçimde birinci güç haline gelmiştir. Medyanın bugün elinde bulundurduğu güç, kitleleri bir anda harekete geçirebilme, istenilen bir konu ya da kişiyi gündemin birinci sırasına oturtabilme, halkı asıl dertlerinden uzaklaştırıp insanlara “sahte ve sanal” bir dünya yaşatabilmesiyle doğru orantılı olarak, giderek etkinliği ve etki alanı büyüyen bir silah biçiminde karşımıza çıkmaktadır.[10]

Ülkemizde hemen hemen her alanda medya etkinliğini sürdürmektedir. Kurumlardaki aksaklıklardan eğitimdeki yetersizliğe kadar her konuda etkin ve konunun avukatı görünümündedir. Bunun en önemli sebeplerinden biriside diğer kurumlara oranla daha etkin ve çabuk kullanabiliyor olmasıdır. Ayrıca kamuoyu oluşumunun sağlıklı bir biçimde gelişmesi medya aracılığı ile sağlanır. Doğru bir medya ortamına sahip olmayan ülkenin seçmenlerinin yapacakları tercihlerde yanılma olasılıklarının payı yüksek olacaktır. Sağlıksız olarak gelişen bir medya oluşumunun yarattığı sonuçlar ile denetimin sağlanması ve bu koşullarda demokrasinin yaşanması olası değildir.

 

Bir ünlü yazar, “gazete okumak, burjuva sınıfının sabah ibadetidir” der. Bu durumda insanları medyanın kendine bağlamasının ilk koşulu, halkın dertlerine sahip çıkması ve bunları bir ayna gibi yansıtmasıdır. Aksi takdirde, medya ve toplum birbirinden habersiz iki nehir gibi kendi yataklarında akacaktır. Oysa bu iki nehrin birleşiminden elde edilecek yarar, kaçınılmaz biçimde yine kendilerine dönecektir ve bu yararın doğal olarak her iki tarafa da kazanımlar sağlayacağı çok açıktır.[11]

Yeni medya olarak bilinen, bireylerin iletişim için bilgisayar ve benzeri cihazları internet üzerinden etkileşimli bir şekilde kullanılmasına kapı aralamıştır. Ortaya çıkan sosyal, kültürel, ekonomik gelişmeler sosyal medya araçları üzerinden hızlıca yayılmaktadır. Sosyal medyanın bilgiye bu kadar kolay ulaşılabilir ve paylaşılabilir kılması insanların eriştikleri bilgileri tartışabilir, oluşturabilir bir ortam ve imkân hazırlamıştır. Böylece sosyal medyanın kamuoyu oluşturmadaki rolünü tartışmasız bir şekilde güçlendirmiştir ve sosyal medyada insanlar artık kendilerini ifade edebilme, sosyalleşme, örgütlü yapılara katılabilme gibi imkânlara sahip oluşturmuştur. Öyle ki günümüzde, hareket başlatmak üzere kamuoyunu harekete geçiren birer organizasyon araçları haline dönmüştür. Sosyal medya, bir yandan bireyi hayatın merkezine yerleştirirken, diğer yandan da, giderek güçlenen ve karmaşıklaşan, anlaşılmaz ve baş edilemez bir mekanizmaya dönüşen devlet ve bürokrasiye karşı bireylerin örgütlenmesine ve özgürleşmesine zemin hazırlayan sivil toplumun gelişimini de hızlandırmaktadır.[12]

İnsanlar sosyal ağlar sayesinde birçok insan ile iletişim kurup fikir alışverişinde bulunabiliyorlar. Bu ağlar arasında en çok üye sayısı Facebook ve Twitter olarak göze çarpmaktadır. Ülkemizde de yaygın olarak kullanılmaktadır ve birçok konu sosyal medya üzerinden gündeme gelmektedir. Sosyal medyanın kamuoyu oluşturmadaki etkisini Orta Doğudaki diktatörlere karşı başlatılan Arap Baharı ile daha iyi anlamış oldu denilebilir. Ülkemizde ise sosyal medya ile başlatılan en büyük organizasyon olarak Gezi Parkı eylemlerini gösterebiliriz. İnsanlar sosyal medyada protestocuları takip etmekten tutun, kendi propaganda sitelerini oluşturmaya kadar genişleyen birçok seçenek ile kamuoyunu kolaylıkla etkileyebilir hale geldiler. Unutmamak gerekir ki sosyal medya, provokasyona ve bilgi kirliliğine neden olma potansiyeli yüksek bir ortamdır.

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE KAMUOYU OLUŞUMU VE ATATÜRK’ÜN YURT GEZİLERİ

Türk Bağımsızlık Savaşı’nda Türk milleti, varoluş mücadelesinde gücünü, kendi azim ve kararına dayandırmıştır. Bu gücün ortaya çıkabilmesi için yapılacak ilk aşama, dönemin en etkin kamuoyu oluşturma aracı olan mitingler vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Kuvay-ı Milliye Ruhunun canlanmasında ve Türk devletinin kuruluşuna giden yolda direniş yönünde kamuoyunun oluşmasında mitingler aracı olarak kullanılmıştır.           

Bu varoluş mücadelesinde Türk ulusuna dayatılmak istenen ve bağımsızlığının elinden alınmasını öngören Sevr antlaşmasına karşı anlamlı bir savaş vererek Türk ulusunun bu topraklarda sonsuza kadar var olacağını ortaya koymuştur.             

Atatürk’ün Samsun’dan başlattığı hareket, bütünleşerek kitlesel bir boyuta ulaşmış ve işgallere karşı olan ilk tepkiler mitingler şeklinde olmuştur. İstanbul ve birçok Anadolu kentinde başlayan bu direniş Milli Mücadele’nin fiilen başlamasını sağlamıştır.

Miting kavramı genel olarak önceden belirlenmiş bir amaç için geniş katılımlı bir toplantı şeklinde tanımlanabilen miting: ifade özgürlüğünün bir kullanış biçimi alarak ortaya çıkmış olup, toplantı ve gösteri özgürlüğünün de özel bir şeklidir.[13] Mitinglerde açık yerler ve meydanlar kullanılır ve çok sayıda kişinin katıldığı bir toplantı biçimidir. Kamuoyunu etkileyebilmenin yanı sıra bazı konularda halkın bilgilendirilmesini de sağlanmış olur. Mitinglerin başlıca hedefleri kamuoyu oluşturmak ve çarpıcı mesajlar vermektir.

Milli Mücadele’de mitingler dönemi genel olarak İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra(15 Mayıs 1919) başlamıştır.[14] Zamanla yurt çapına yayılarak, adeta ulusun üzerine çökmüş olan ölü toprağın atılmasına ve özgüvenin kazanılmasına neden olmuştur. Halide Edip, Hüseyin Ragıp, Tahsin Fazlı Bey, Fahrettin Hayri, Hüseyin Suat, Mehmet Emin Bey ve daha birçok kişi, İstanbul’da, İzmir’de, Denizli’de, Muğla’da, Erzurum’da, Eskişehir’de ve Anadolu’nun çoğu şehrinde halkı heyecanlandıran ve coşturan konuşmalar yaptılar. Ayrıca Anadolu haklını aydınlatmak, özgüvenini arttırmak, halkın kendisini toparlaması için mitinglerin devam etmesi için çaba sarf edilmiştir.

Atatürk yurt gezilerinde halkın desteğini alarak önce birliği ve beraberliği sağlamaya çalışmıştır ve o nedenle ilk yurt gezileri kamuoyu oluşturmak için olmuştur. Bu gezilerde önemli mesajlar vermiş, halkın içine girip genel ortamı anlamaya çalışmıştır. İlk olarak halkı gözlemleyip sonra yenilikleri oluşturmak için kamuoyunu oluşturmak gerektiğini düşünmekteydi. Yapacağı devrimleri sürdürebileceği ortamı yaratmaya çalışmış ve bunun içinde milletin ayağına gitmiş ve içlerine girerek fikir alışverişi içinde yenileşmelerini anlatmıştır. Atatürk, yapacağı atılımları veya devrimlerini zorla değil, halkı inandırarak ve ikna ederek gerçekleştirmek istemiştir. Bunun için sık sık yurt gezilerine çıkarak bu yönde kamuoyu oluşturmaya çalışmıştır. Çünkü O, halka benimsetilerek yapılacak olan yenileşmelerin daha verimli ve kalıcı olacağını iyi biliyordu.[15] Atatürk her gittiği yerde halkın birlik ve bütünlük içinde olması için çaba göstermiş ve milli bilinci kuvvetlendirici mesajlar vermiştir. Adana, Afyon, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Erzurum ve Anadolu’nun birçok kentine düzenlediği gezilerde hukuk sistemi, eğitim, sağlık, ekonomi vb. sorunlar üzerinde durmuştur ve bu yöndeki sorunların aşılmasında önemli bir rol oynamıştır. Halka ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarılması gerektiğini anlatmıştır ve kamuoyunun da desteğini alarak başarıya ulaşmıştır. Yaptığı gezilerdeki anlatımlarına baktığımızda Atatürk, Balıkesir’e şapka devrimi sırasında 8-10 Ekim 1925’te geldiğinde, “püsküllü yadigâr” dediği fes yerine şapkanın kullanılması gerektiğini anlatmıştır. Milleti medeniyet yolundan alıkoyanları zavallı ve bedbaht olarak niteleyerek, kıyafet konusunda uyarılarda bulunmuştur.[16] 21 Eylül 1925’te Eskişehirlileri şapka giymiş olarak gören Atatürk, verilen mesajların alınmış olduğunu görmekle çok mutlu olduğunu ifade etmiş ve “inkılâbımızın her safhasında Eskişehirlileri yanımızda görmek bize güven veriyor” demiştir[17]

SAVAŞLARDA KAMUOYU OLUŞUMU

Savaşın tarihi eski olup ilk zamanlardan beri bilinmektedir. Uluslararası hukukta savaş, iki ya da daha fazla devlet arasındaki silahlı çatışma olarak tanımlanmaktadır.[18] Savaşlarda kamuoyunun oluşumunun gelişimi Vietnam savaşı ile başlamıştır ve televizyonun gelişimi savaşın nasıl şekilleneceğinde önemli bir rol oynamıştır. Bu sayede savaş oturma odasına kadar taşınmıştır. Kamuoyunun savaşa olan desteğindeki azalmanın arkasında, yakından çekilen savaş görüntüleri, kan ve gözyaşı insanları savaştan soğutmuştur fakat ülkeler bundan sonra savaşı temiz olarak gösterme çabası içerisinde bulunmuşlardır. Binlerce insanın öldüğü, daha fazlasının yaralandığı, yıkılan, yakılan, yerle bir olan şehirlerin görüntüleri olmadığı için gerçeği değiştirerek halklarını kandıran ülkeler daha sonra ulaşımın ve iletişimin gelişmesi ile birlikte küreselleşen dünyanın karşınında duramadılar. Örneğin bugün Amerika’nın Irak’tan çekilmesinin sebebi kamuoyunu karşılarına almadıkları içindir. Yayınlanan canlı savaş görüntüleri, geçmişte yaşanan dünya savaşlarının ne denli kan ve gözyaşı getirdiğini, şehirleri tanınmaz hale getirdiğini bugün bütün dünya biliyor ve kamuoyu oluşturarak ülkelerin bu konuda yaptıkları politikalarını ve karar alıcıların hangi yönde karar alacaklarını etkileyebiliyorlar.

Geçmişte savaş mektuplarıyla başlayan, savaş muhabirlerinin ortaya çıkmasıyla devam eden, basının gelişmesiyle birlikte haber ajanslarının kuruluşu ve en önemlisi günümüz çağında internet ile birlikte savaşın ne denli boyutlara ulaştığını, nasıl sonuçlar gösterdiğini görebilmek mümkün. Fakat bu boyutların gerçekleşmediğini kamuoyuna sunmak ve onları kandırmak için oluşturulan haber havuzları ülkelerinin kendi gözünden gösterilmeye çalışıldı. Örneğin savaş karşıtı fikirlere, protesto ve gösterilere izin vermediler. Tankların, topların, tüfeklerin, cirit attığı bir ortamda kalemin, mikrofonun ya da kameranın işlevi özgürce yerine getirmesi mümkün değil. Silahların gürültüsünde medya organlarının sesi kısılıyor. Gazeteci, barış koşullarında savaş koşullarına oranla çok daha rahat çalışabilirken, izleyici, dinleyici, ya da okur da savaş günlerine oranla televizyonunu gazetesini daha güzel izleyebiliyor. Dolayısıyla, savaştan çıkarı olan bir avuç kesimin içinde değil bağımsız medya.[19]

Vietnam savaşında televizyonun kamuoyu oluşturmadaki gücü oldukça belirli hale gelmiştir. Savaşta yapılan yorumlarda Amerikan yönetimi, Amerikan halkı ve siyaset bilimciler “ Vietnam Savaşı’nın medyanın sorumsuz tutumu yüzünden kaybedildiğini” belirtmişlerdir.[20] Basının savaş sırasında ki yayınları ve haberleri, savaş ulusal bir çaba, Amerikan geleneği, erkeklik, zafer ve akılcı bir çözüm yolu şeklindedir. Daha sonra savaşta yaşadıkları hezimetten sonra bu gibi ifadelere yer verilmez oldu. Savaş görüntülerinin, belgelerinin ve raporlarının ortaya çıkmasıyla birlikte kamuoyunun desteği oldukça azalmıştır.

Başka bir örnek olarak ise Falkland Savaşı sırasında ki kamuoyu oluşturma çabalarına bakacak olursak, savaş muhabirlerinin çoğu İngiliz hükümetini destekleyen ve işine gelecek haberler üretenlerden seçilmiştir. Basın, İngiliz ordusunu zora sokacak veya imajını zedeleyecek haber ve görüntüleri vermekten özenle kaçındı. Savaş sırasında gazetecilerin haberlerinde “sansür” sözcüğü bile sansür edilmişti.[21]                       

SONUÇ

Sorunlar karşısında oluşturulan kamuoyu oluşumunun etkisi karar vericilerin üzerine de olup kesinlikle gözlemlenmesi ve değerlendirilmesinin yapılması gereken bir kavramdır. Atatürk’ün Yurt Gezileri sırasında yapacağı yenilikler ve değişim konusunda halkın nabzını ölçmek için ve oluşan kamuoyuna göre bunları yapması, Milli Mücadele Döneminde ise kendi kurtuluş mücadelesi veren milletin ruhunun tekrar canlanması için kamuoyu oluşturulmuştur ve kamuoyu gücü kullanılmıştır. Günümüzde artık çok yaygın hale gelen kitle iletişim araçlarıyla kamuoyu oluşturma çok kolaylaşmış hatta devletin üç büyük organından sonra en büyük güç haline gelmiştir ayrıca çok büyük riskler taşıyan bu durum birçok ülkede karışıklıkların ortaya çıkmasına dahi neden olmuştur.

Eskiden devletler istedikleri şekilde haber yaparak ve oluşan durumu kendi lehinde göstererek insanları kandırıyordu, şimdi ise çok güçlü hale gelen hatta bazı durumlarda önüne geçemedikleri kitle iletişim araçları sayesinde her şey gün yüzüne çıkmıştır. Bunu savaşlarda kamuoyu oluşturma çabalarında daha iyi görebileceğimizi söyleyebiliriz. Artık savaşı, yıkılan kentleri, kan ve gözyaşını tanıyan insanlar savaşa soğuk bakmıştır ve ona göre kamuoyu oluşturmuşlardır.

 

KAYNAKÇA

KİTAP

1-      AKYÜZ, Yahya, Çanakkale Savaşları ve Fransız Kamuoyu 1915-1916,  Pegem Akademi(1.Baskı), Ankara 2015.

2-      ARI, Tayyar, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Basım Yayım Dağıtım Ltd, İstanbul, 1999.

3-      KAPANİ, Münci, Politika Bilimine Giriş, Bilgi Yayınevi  (5.Baskı), Ankara 1989.

4-      MUTLU, Mustafa, Vietnam’dan Körfez’e Savaşlarda Kamuoyu Oluşumu, Okumuş Adam Yayıncılık ve Eğitim Hizmetleri (1.Baskı), İstanbul 2003.

5-      ÖNDER, Mehmet, Atatürk’ün Yurt Gezileri, İş Bankası Yayını, Ankara 1998.

6-      TUFAN, Hülya, Kamuoyu Kimin Oyu?, Kesit Yayıncılık(1.Baskı),  İstanbul 1995.

 

MAKALE

1-      EREN, Veysel-AYDIN, Abdullah “Sosyal Medyanın Kamuoyu Oluşturmadaki Rolü ve Muhtemel Riskler”, KMÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, (Özel Sayı I), Karaman 2014, s.197-205.

2-      GEZGİN, Suat,  “Medyanın Toplumsal İşlevi ve Kamuoyu Oluşumu”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Hakemli Dergisi, Cilt 1, Sayı 12, İstanbul 2002, s.11-20.

3-      GÜL, Muhittin, “Atatürk’ün Yurt Gezileri’nin Kamuoyu Oluşturmadaki Rolü”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 3, Afyon 2006, s.51-72.

4-      YETİM, Fahri, “Milli Mücadele Döneminde Kamuoyunun Oluşmasında Mitinglerin İşlevi”, ESOGÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, Eskişehir 2007, s.75-91.

ELEKTRONİK KAYNAKLAR

1-      www.tdk.gov.tr

2-      www.nedir.com



[1]
                         www.tdk.gov.tr, Erişim 17.12.16

 

[2]
                         kamuoyu.nedir.com, Erişim 17.12.16

 

[3]
                         Münci Kapani, Politika Bilimine Giriş, Bilgi Yayınevi  (5.Baskı), Ankara 1989, s.147.

 

[4]
                         Mustafa Mutlu, Vietnam’dan Körfez’e Savaşlarda Kamuoyu Oluşumu, Okumuş Adam Yayıncılık ve Eğitim Hizmetleri (1.Baskı), İstanbul 2003, s.26.

 

[5]
                         Yahya Akyüz, Çanakkale Savaşları ve Fransız Kamuoyu 1915-1916, Pegem Akademi (1. Baskı), Ankara 2015, s.3.

 

[6]
                         Akyüz, a.g.e., s.6.

 

[7]
                         Hülya Tufan, Kamuoyu Kimin Oyu?, Kesit Yayıncılık(1.Baskı),  İstanbul 1995, s.11.

 

[8]
                         Mutlu, a.g.e., s.60.

 

[9]
                         Suat Gezgin, “Medyanın Toplumsal İşlevi ve Kamuoyu Oluşumu”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Hakemli Dergisi, Cilt 1, Sayı 12, İstanbul 2002, s.11.

 

[10]
                         Gezgin, a.g.m.,  s.15.

 

[11]
                         Gezgin, a.g.m., s.20.

 

[12]
                         Veysel Eren, Abdullah Aydın, “Sosyal Medyanın Kamuoyu Oluşturmadaki Rolü ve Muhtemel Riskler”, KMÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, (Özel Sayı I), Karaman 2014, s.198.

 

[13]
                         Fahri Yetim, “Milli Mücadele Döneminde Kamuoyunun Oluşmasında Mitinglerin İşlevi”, ESOGÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, Eskişehir 2007, s.77.

 

[14]
                         Yetim, a.g.m., s.79.

 

[15]
                         Muhittin Gül, “Atatürk’ün Yurt Gezileri’nin Kamuoyu Oluşturmadaki Rolü”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 3, Afyon 2006, s.53.

 

[16]
                         Mehmet Önder, Atatürk’ün Yurt Gezileri, İş Bankası Yayını, Ankara 1998, s.74.

 

[17]
                         Önder, a.g.e., s.192-194.

 

[18]
                         Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Basım Yayım Dağıtım Ltd, İstanbul 1999, s.352.

 

[19]
                         Mutlu, a.g.e., s.196.

 

[20]
                         Mutlu, a.g.e., s.199-200.

 

[21]
                         Mutlu, a.g.e., s.248.