Buradasınız :
Türkçe
English
Salı, 17.10.2017
Hızlı Bağlantılar




22.02.17 | 16:57 | Zaman: 237 Gün

BİRLEŞİK DEVLETLER’İN “ORTAK DÜŞMAN”A DUYDUĞU İHTİYAÇ

 

Ahmet Kaan YEŞİLYURT (akaanyesilyurt@gmail.com)

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Tezli Yüksek Lisans

GİRİŞ

Seçim kampanyalarında Latinlere, Müslümanlara, Çin ve İran’a karşı agresif söylemleri olan Trump,  Başkan olmasıyla birlikte söylemlerini pratiğe dökmek için uğraşmaktadır. Peki Trump neden Müslüman ve Latin göçmenlere karşı düşmanca tutum göstermekte veya Çin ve İran’a karşı agresif bir tutum sergilemektedir? Elbette bu soruları son günlerde çok fazla soruyoruz.

Meksika sınırına “Duvar” inşa etme fikri, Müslüman yedi ülkeden gelenleri ülkeye almama kararı, Doğu Çin Denizi’nde uçak gemilerinin tehlikeli girişimleri, İran’a karşı sert söylemleri aslında Trump’ın ülke içinde istikrar sağlamaya yönelik attığı adımlardır. Çünkü Trump, istikrar ve refahın sağlanması için “ortak düşman” olmasının gerektiğine inanmaktadır. Bunun için söylemlerini agresifleştirmekte hatta yalan haberlerle halka korku  aşılamaktadır.

Trump, son konuşmasında İsveç’te bir saldrırı olmamasına rağmen olmuş gibi aktarmıştır. Öncesinde ise Beyaz Saray danışmanlarından Kellyanne Conway “ olmayan terör saldırılarını” olmuş gibi gösteren açıklamalar yapmış, Beyaz Saray sözcüsü Sean Spicer’ın ise Atlanta’da saldırı olduğu yönünde üç kez beyanatta bulunmasından sonra orada bir saldırının gerçekleşmediği ortaya çıkmış, daha sonra Spicer, Orlando saldırısına atıfta bulunduğunu belirmiştir. (BBC, 2017)  Aslında tüm bunlar “ortak düşman” yaratma konusunda atılan adımlardır.

Birleşik Devletler’in kuruluşundan beri “ortak düşman”a ihtiyacı olmuştur. Kabaca özetlersek; İkinci Dünya Savaşı’na kadar kendi emperyal çıkarlarına tehdit olarak gördüğü Avrupa -veya Batı-, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası ve faşizm, Savaş sonrasında faşizmin ortadan kaldırılmasıyla SSCB ve komünizm ile SSCB’nin yenilmesi, komünizm tehlikesi bertaraf edilmesi sonrasında ise El-Kaide ve şimdi ise her ne kadar El-Kaide’den bağımsız olsada onun uzantısı olarak ortaya çıkan IŞİD yeni “ortak düşman” olarak karşımıza çıkmıştır. Trump’ın söylemleri ise bize potansiyel “ortak düşman”ları vermektedir. Birleşik Devletler’in küresel liderliğine göz diken ekonomik dev Çin ve teröristlere yardım yapan devlet olarak görülen İran’ı Birleşik Devletler’in yeni “ortak düşman” adayları olarak gösterebiliriz.

BİRLEŞİK DEVLETLER’İN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI SORUN

Peki neden Birleşik Devletler’in “ortak düşman”a ihtiyacı var?  Bunun nedeni Anglo-Protestan kültürün yapıtaşı olduğu Amerikan ulus kimliğnin devamlılığını sağlamaktır. “Ortak düşman”, göçmenlerle oluşmuş, Anglo-Protestan kültürüyle şekillenmiş Birleşik Devletler için “ortak ruh” (Amerikan Ruhu), “ortak dil” (İngilizce) ve “ortak din” (Hristiyanlık) kadar Amerikan kimliğinin canlı tutulması noktasında önemli bir faktördür.

Nitekim “ortak düşman” olan SSCB’nin  çöküşünden sonra Amerika’nın artık kendini nasıl tanımlayacağı sorunsalı oluşmuştur. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin diğer birçok ülkede olduğu gibi Amerika’da da alt kimliklerin çekiciliğini artırması şaşırtıcı değildir. Önemli bir dış tehdidin bulunmaması, güçlü bir ulusal yönetime ve uyumlu, bütünleşmiş bir ulusa gereksinimi azaltmıştır. Tarihçi David Kennedy, 1997’de şu soruyu soruyordu: “Bir ulusun düşmanları bütünüyle alt edildiğinde ve artık o ulusun varlığına yönelik bir tehdit oluşturmadığı için onu canlı kılan itici güçten yoksun bırakıldığında, bu ulusun kimlik duygusuna ne olur?” (Huntington, 2004)    

Anglo-Amerikan zaferini güvence altına alan Birleşik Devletler için birleşik ve özgür Avrupa bir müttefikti; Rusya hayli zayıflamıştı; Çin, Japonya ve Hindistan ile dengelenebilirdi. Orta Doğu’da İslam bir inanç olarak, bütün halkların ve kültürlerin kendi kolektif kimlikleriyle anıldığı dünya diyaloguna dahil edilmişti. (Anderson, 2015) Ancak İslamla, Amerika’daki Hristiyanlık ve Anglo-Protestanlık arasındaki kültürel uçurum, İslam’ın düşman olarak konumlandırılmasını  beraberinde getirmiştir. 11 Eylül 2001'de ise Usame bin Ladin Amerika’nın arayışına son vermiş oldu. 11 Eylül saldırılarını Afganistan ve Irak savaşları izledi ve militan İslam, Amerikan’nın 21’nci yüzyıldaki ilk düşmanı kılındı (Huntington, 2004).

Bush, 11 Eylül saldırıları sonrasında “ortak düşman” ı derhal ilan etmiştir.  Ve böylece ulusal kimlik tekrar ön plana çıkmıştır. Başkanlığın ilk döneminde kötü bir yönetim sergilese de “ortak düşman”a karşı halkın öfkesi onu ikinci defa başkanlık koltuğuna oturtmuştur.

BİRLEŞİK DEVLETLER’İN YENİ “ORTAK DÜŞMAN” ARAYIŞI

Obama, halk tarafından, bu düşmanın yenildiğinin anlaşılması ve artık halkın bu düşmana karşı savaşın gereksiz olduğunu düşünmesi sayesinde Başkan olabilmiştir.  Tekrar Birleşik Devletler’in imajını düzeltmek, ekonomiyi canlandırmak ve demokrasiyi yaymak Obama’nın vaad ettiği “değişim”in unsurlarıydı. İlk döneminde vaad ettiği “değişim”i uygulamada tam olarak başarılı olamasa da “ ortak düşman”ını bulması onun da ikinci dönemine geçişini sağlamıştır. Bu düşman ise El-Kaide bağlantılı olarak kurulmuş IŞİD terör örgütüdür. Amerikan halkı, IŞİD’in terör eylemlerini Amerikan değerlerine tehdit olarak görmüş ve bu tehdide karşı birlik olmuştur. Ancak bu birlikteliği kenetleyen duygu ve düşünceler 11 Eylül’deki gibi yoğun olmamıştır. Buna örnek olarak 12 Haziran 2016’da Orlando’da LGBT üyesi 49 kişinin, IŞİD’in “yalnız kurt” saldırıları çağrısına uyan Afgan asıllı  saldırgan tarafından öldürülmesi sonrası verilen tepkilerdir. Demokratlar teröristlere karşı öfkelenirken, muhafazakar Cumhriyetçiler, İslam karşıtı söylemlerde bulundular. Trump’ın Müslümanlar’ın ülkeye girişini yasaklama fikri de  Orlando saldırıları sonrası Cumhuriyetçiler arasında daha fazla benimsenmeye başlanmıştır.  Bu olaydan sonra ise Trump halkta oluşan İslam karşıtlığını kullanarak Başkanlık yarışında elini güçlendirmiş, Hillary Clinton’ı ise Libya, Suriye’deki olaylar ve bu sayede IŞİD’in oluşmasından sorumlu tutmuş ve Trump, Clinton-IŞİD bağlantısını sürekli dillendirerek rakibini zayıflatmıştır. Demokratlar ve Cumhriyetçiler arasındaki bu bloklaşma ve “ortak düşman”a karşı bir bütün olamayış, Amerikan ulus kimliğinin devamlılığı için sorun oluşturmaktadır.

Sonuçta Trump ve Amerikan halkı, IŞİD’i “ortak düşman”  olarak görmeye devam etmektedir. Ancak Trump daha geniş kitlelerin, “ortak düşman”ı sadece IŞİD olarak değil daha genel olarak İslam karşıtlığı olarak görmesini istemektedir.  Bu istek ise New York ve Washington’da gösterilerin oluşmasına sebep olmuştur. Görülmektedir ki, Trump, Amerikan ulus kimliğini bir arada tutan öğeleri gözden geçirerek yeniden şekil vermek istemektedir. Peki Trump bunun üstesinden gelebilmek için neye ihtiyaç duymaktadır? Bu, Amerikalıların ulus kimliklerine sarılmasını sağlayan İç Savaş, Pearl Harbor saldırısı, Soğuk Savaş, 11 Eylül saldırıları gibi olay veya süreçler gibi büyük bir felaket olabilir mi? Trump’ın Çin’e ve İran’a karşı söylemlerine dayanarak bu iki devleti potansiyel “ortak düşman”lar olarak belirlediğini söyleyebiliriz.

Çin’in kurumsal olarak sürdürdüğü komünist rejimi, demokrasi ve insan haklarına karşı tutumu, onun, Birleşik Devletler için potansiyel düşman olarak algılanmasına neden olmuştur. Ekonomik olarak Birleşik Devletler’e ciddi rakip olan Çin, bu rekabeti askeri anlamda da sürdürme konusunda ısrarcıdır. Bunlara rağmen kısa ve orta vadede Çin’in dünyaya egemen olacak ekonomik,siyasi ve beşeri kaynaklara sahip olmadığı açıktır. Ancak bu sonuçlar Çin’in Birleşik Devletler’in küresel liderliğine rakip olmadığı anlamına gelmemektedir. Nitekim Obama, her ne kadar Suriye ve Ukrayna’daki krizlerden dolayı bütün enerjisini harcayamasa da ikinci başkanlık döneminde Asya-Pasifik’e yönelmiş ve Çin’e karşı ekonomik ve askeri önlemler almıştır. Trump ise başkanlığının ilk gününden itibaren Obama’dan daha sert uygulamalarda bulanacağını göstermiştir. Ancak Trump’ın Çin’i hedef almasındaki temel sebep, seçim döneminde de bahsettiği istihdam sağlaması gereken Amerikan şirketlerinin Çin’de üretimde bulunmasıdır. Trump’ın vaadi ise bu şirketleri Amerika’ya getirerek istihdam sağlamaktı. Amerikalı şirketlerin geri dönmesi demek, dünyanın en büyük üretim merkezi olan Çin’in ekonomisinde büyük kayıplar anlamını taşımaktadır. Bu durum Birleşik Devletler ile Çin arasında gerginliğe sebep olmaktadır. Trump, bu sorunu, ilerleyen zamanlarda Çin’in Amerikan halkının iş olanaklarını gasp ettiğine yönelik açıklamalar yaparak halka yayıp “ortak düşman” için gerekli desteği alabilir.

İran ise İsrail’e karşı saldırgan davranışları, Birleşik Devletler’e karşı tutumu, Çin ve Rusya ile yakın ilişkileri, Birleşik Devletler’in müttefiki olan Körfez ve Arap ülkeleriyle olan sorunları, nükleer  programını sonlandırmaması, demokrasinin olmayışı ve insan hakları ihlallerinden dolayı Birleşik Devletler’in potansiyel “ortak düşman”ı konumundadır. Trump, İran’a karşı her türlü baskı unsurunu kullanmaya çalışacak olsa da İran’a karşı Birleşik Devletler’in askeri bir müdahalesi olası değildir. Ancak Suriye’de Birleşik Devletler ile Rusya arasında olası bir anlaşma sağlanması durumunda, Rusya’nın, Birleşik Devletler ile buzları eritmek adına, İran’dan desteğini çekerek Birleşik Devletler’in bu ülkeye geniş çaplı bir ekonomik yaptırım uygulamasına izin vermesi mümkün olabilir. Trump’ın, İran’ı, teröristlere yardım eden devlet olarak nitelendirmesi, İran’a tehdit olduğu kadar  güvenliği için Tel Aviv'in yanında olduklarına dair de kuvvetli bir mesajdır. Körfez ve Arap lobisinin İran karşıtı faaliyetleri de Birleşik Devletler’in dış politikasını etkilemektedir. Tüm bunlara rağmen İran, Birleşik Devletler için “ortak düşman” olamaz. İran’ın Suriye, Irak, Lübnan gibi yapay bir devlet olmaması, Rusya ve Çin’in desteği, bu ülkeye müdahaleyi çok zorlaştırmakta ve ekonomik yaptrım konusunda ise Avrupa ülkeleri isteksiz davranmaktadır. Ancak İran, Birleşik Devletler’e saldırı yapması ya da saldırı yapma ihtimalinin çok yüksek olması durumunda “ortak düşman” olabilir. 

Latin göçmenler ise Trump’ın sürekli dillendirdiği ve düşman olarak baktığı bir  kesimdir. Latin göçmenler “ortak düşman” potansiyeli olmasa da Anglo-Protestan kültürüne karşı ciddi bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Ana dillerinden vazgeçmeyerek (İspanyolca) İngilizce öğrenme eğilimi düşük olan Latinler, “ortak dil”e, her ne kadar Hristiyan mezhebinin hepsini barındıran bir toplum olmasına rağmen Amerikalıların Protestan kültürüne sahip olmasından dolayı Latinlerin Katolik mezhebi ortak din”e, anayurtlarından kopamayarak Amerikan toplumuna karşı tutumları ise “ortak ruh”a uyum sağlayamamaktadır. Ayrıca Latin göçmenlerin, özellikle kayıt dışı olanlarının, ucuza çalışarak Amerikalıların işlerini elinden alması da Latin göçmenlere karşı olumsuz tavırın büyük çoğunlukla Cumhuriyetçiler tarafından gelmesine neden olmuştur. Trump’ın kayıt dışı –veya kaçak- göçmenlere karşı tutumu, bu nedenlerden dolayı, ona artı oy getirerek Başkanlık yarışını kazanmasında bir faktör olmuştur.

SONUÇ

Donald Trump “ortak düşman” yaratarak Birleşik Devletler halkını ortak bir payda olan Amerikan ulus kimliğinde birleştirmek istemektedir. Ancak Trump’ın bu “ortak düşman”ın İslam karşıtlığı olması fikri Cumhriyetçiler tarafından olumlu karşılansa da Demokrat çevrelerce kabul görmemiş, hatta büyük tepki toplamıştır. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki ayrım giderek büyümekte Trump’ın söylemleri de toplumu daha da ayrıştırmaktadır. Nitekim son zamanlarda, Demokrat olan California eyaletinin Birleşik Devletler’den ayrılma söylemleri ortaya çıkmıştır. Elbette bu durum Amerikan ulus kimliğine karşı büyük bir tehlike oluşturmaktadır.

Latin göçmenlerin “Ben Amerikalıyım” diyememesi, Amerikan toplumuna entegre olmakta zorlanması da Anglo-Protestan kültürüne ciddi tehdittir. Bu konuda da Demokrat ve Cumhuriyetçi halk ayrılmakta, Demokrat kesim, Latin göçmenlerin kalması yönünde tutum sergilerken Cumhuriyetçi cephede zıt görüş hakim olmaktadır.

Aynı şekilde zıt tutum siyahi vatandaşlara yönelik polis şiddetinde de ortaya çıkmaktadır. Siyahi topluma karşı polisin aşırı şiddet kullanımı, hatta sebepsiz öldürmeleri, Amerikan ulusunun parçası olan bu topluma karşı “kabullenemeyişin” devam ettiğini göstermektedir. Demokrat kesim siyahi vatandaşların yanında olurken, Cumhuriyetçi cepheden gereken tepkinin gösterilmemesi  bizlere  ayrışan toplumu göstermekte ve Birleşik Devletler’in “bir” ulus olmasına engel olmaktadır.

Bunun yanı sıra Trump’ın geçmişteki Başkanların yaptığı gibi hem “ne olursa olsun” başkanlık koltuğunda olmasının zorunluluğunu halka kabul ettirmekte hem de bir sonraki seçime şimdiden hazırlanmakta olduğunu söyleyebiliriz.

KAYNAKÇA

Anderson, P. (2015 ). Amerikan Dış Politikası ve Düşünürleri. Ankara: NotaBene Yayınları.

BBC, T. (2017). “Trump: İsveç’teki olay Fox’ta izledğim bir haberdi” , https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-39021782 (Erişim tarihi: 20.02.2017).

Huntington, S. P. (2004). Biz Kimiz? Amerika’nın Ulusal Kimlik Arayışı. İstanbul: CSA Global Yayın Ajansı.